ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GİRİŞİMLERİ HAKKINDA GÖRÜŞLER
  • Temel yaklaşımlar:
    • 1982 Anayasası her yönüyle inceleme / eleştiri ve -kendi içindeki esas ve usullere göre- değişikliğin konusu olabilir.
    • Buna karşılık, 1982 Anayasanın, “askeri vesayet”, “darbe”, “halk tarafından benimsenmemiş olma” vb. söylemlerle meşruiyetinin sorgulanması, milletlerarası hukuk ve anayasa hukuku açısından mümkün ve uygun değildir. Böyle bir kabul, şimdiki yasama, yürütme, kamu yönetimi ve yargı dahil, tüm makam ve kurumların konumlarının ve eylemlerinin meşruiyetini de ortadan kaldırır.
    • Anayasanın değiştirilmesi ile yeni bir anayasanın yapılması, yetki ve yöntem bakımından farklı kavramlardır. Anayasa’nın bütünüyle değiştirilmesinin, yürürlükteki Anayasa hükümlerine uygun olmayacağını düşünüyorum. Buna karşılık böyle bir işlem yapılır, sonuçlanır, olabilecek itirazlar sonucunda Anayasa yargısınca da onaylanır, kesinleşir ve özellikle de halk oylamasıyla kabul edilirse, hukuk açısından 1982 Anayasasının kabulüyle aynı bir başka süreç yaşanmış olur. Meşruiyet sorunu ortadan kalkar.
    • Türkiye’de, “hukukun üstünlüğü” kavramı bağlamında, “hukuka uyma” ile “hukuka uydurma” arasındaki ince ayırımı göz ardı eden bir genel yönetim anlayışı hakim görünmektedir. Bunun somut örnekleri, idari eylemlere esas alınan resmi kayıtların ve işlemlerin her zaman doğruyu yansıtmaması, dolayısıyla resmi gerçeklerle filli gerçekliklerin farklı olabilmesinde; idarenin eylemlerinde takdir yetkisini kullanırken kullandığı ölçütlerin belirsizliğinde; yargı kararlarının zamanında veya gereği gibi uygulanmamasında görülebilir. Bu durum eskiden de böyleydi, şimdi de, büyük ölçüde böyledir.
    • Bu anlayış sürdükçe, dünyanın en mükemmel anayasasının ve kanunlarının dahi olumlu etki ve sonuçlara yol açamayacağı açıktır. Türkiye’deki temel sorun anayasa veya yasalardan çok, hukukun üstünlüğü ilkesinin özümsenememesinden kaynaklanmaktadır.
    • Aşağıdaki görüşler, bu görüşler saklı kalmak kaydıyla ifade edilmiştir.
  • Dernek kurma hürriyeti: Anayasa veya başkaca bir kanunla dernek veya vakıf kurulması, böyle olmasa bile kamu kurumlarının personel ve kaynakları kullanılarak yürütülen dernek veya vakıfların kurulması önlenmelidir. Gerekli olan hallerde, bu gibi dernek ve vakıflara özel birer çerçeve kanunla yetinilmesi öngörülmelidir.
  • Sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler, ekonomik hükümler: Anayasa, sorunları sıralayan ve bunların çözümlerini öngören “statik” bir metin değil, sorunların saptanması ve çözüm yöntemlerini – ilkelerini – mekanizmalarını öngören bir metin olmalıdır. Anayasa bir hükümet programı / yönetmelik / yönerge değildir. Bu gibi hükümler ayıklanabilir.
  • Kamulaştırma: Özellikle yabancılar yönünden, milletlerarası hukuka ve insan hakları hukukuna da uygun olma gereği vurgulanabilir.
  • Yasama dokunulmazlığı: Doğrudan siyaset ve yasama işlevine ilgili olanlar dışında, “milli irade” ve buna saygı söylemi ile, “hukukun üstünlüğü” ilkesini, hukuka aykırı eylemlerden dolayı bireysel sorumluluğu fiilen ortadan kaldıran kural ve yöntemler yürürlükten kaldırılmalıdır.
  • Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvet kullanılmasına izin verme: “Savaş ilanı”, “savaş hali ilanı”, “silahlı güç kullanımı”, birbiriyle ilgili, ancak farklı kavramlardır. Silahlı güç kullanımının ilke ve yöntemleri konusunun da, “yurt savunması”, “ortak savunma”, “ortak güvenlik” ve “iç güvenlik” başlıkları altında, ayrı ayrı düzenlenmesi uygun olabilir.
  • Devlet Denetleme Kurulu: Kaldırılabilir, gerekli işlevler, yeniden yapılandırılarak, Sayıştay’a devredilebilir.
  • Seçimlerde geçici bakanlar kurulu: Kaldırılabilir.
  • Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı: Konu, “savunma” başlığı altında düzenlenebilir. Başkomutanın Cumhurbaşkanı olduğu açık ve kesin olarak vurgulanabilir. Genelkurmay Başkanının konumu ve atanması usulü değil, Milli Savunma Bakanlığının işlevi ve genel yetkisi esas alınarak bir düzenleme yapılabilir.
  • Milli Güvenlik Kurulu: Kurul kaldırılabilir. Mevcut MGK Genel Sekreterliği, mevcut Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığını da kapsayacak şekilde yeniden yapılandırılarak, Başbakanlığa bağlı bir müsteşarlığa dönüştürülebilir. Anayasa düzenini korumaya yönelik işlevler ayrıca vurgulanabilir.
  • Olağanüstü yönetim usulleri: Sıkıyönetim düzeninin ve ayrıca doğal afetler nedeniyle olağanüstü hal düzeninin bir gereğinin bulunmadığı / kalmadığı görülmektedir. Bunlar sistemden kaldırılabilir.
  • Yükseköğretim Kurumları:
    • Yükseköğretim Kurulu kaldırılabilir; işlevleri yeniden yapılandırılacak ve sürekliliği sağlanacak Üniversitelerarası Kurula devredilebilir.
    • Askeri ve emniyete ilişkin yükseköğretim kurumları bütünüyle genel sistem içinde yer almalıdır. İstisna, sadece anlamı / işlevi / uygulama olanağı olmayan / bulunamayacak konularla sınırlı kalmalıdır.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı: Din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, Anayasa düzeninin korunması bağlamında Devlet ve din ilişkilerinin teme izleme – gözetim ve temas noktası olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Din öğretimini, din işlerinin fiilen yönetilmesini ve yürütülmesini, hatta fetvalar verilmesini kapsayan bir teşkilatlanmanın laiklik ilkesi ile bağdaşmayacağı söylenebilir. Patrikhaneler dahil, dinsel kurumlar, yönetimi ve görevlileri hakkında bir çerçeve kanun çıkarılabilir.
  • Kanunsuz emir: Milletlerarası suçlar kavramı da dikkate alınarak, kolluk ve silahlı kuvvetler mensuplarını kapsayan istisna hükümlerin gözden geçirilmesinde yarar vardır.
  • Askeri yargı: Askeri yargıda, hafif cezalı suçlarla, idare hukuku bağlamındaki disiplin suç ve cezaları kavramları birbirine karışmış durumdadır. Suç ve ceza hukuku bakımından disiplin mahkemelerinin görev alanına giren konular, askeri mahkemelerin tek hakimle görülecek işleri arasına alınarak, disiplin mahkemeleri kaldırılabilir. İdare hukuku alanında, amirlerin idari disiplin ceza yetkileri güçlendirilebilir.
  • Anayasa Mahkemesi: Anayasaya – hukuka uygunluk denetimi dışındaki yargı yetkileri kaldırılmalıdır. Örnekler: Yüce Divan, siyasi partilerin kapatılması, siyasi partilerin mali denetimi.
  • Askeri Yargıtay – Askeri Yüksek İdare Mahkemesi: Bu mahkemelerin mevcut kuruluşu ve işleyişi, güncel ölçütler açısından hukuka uygundur. AİHM tarafından incelenmiş ve onaylanmıştır. Görev alanları düzgünce tanımlanabildiği ölçüde, bunlar uzmanlık alanlarını temsil eden özel mahkemeler olarak sistemdeki yerlerini koruyabilirler ve bu takdirde yargı birliği ilkesine aykırılıktan da söz edilemez. Buna karşılık, yargı birliği ilkesi mutlak anlaşılarak sistemde esaslı değişiklik yapılmasında zorunluluk görülüyorsa, bu halde dahi bu mahkemeler kaldırılmak yerine, istinaf mahkemelerine dönüştürülebilir.
Prof.Dr. Sadi Çaycı
Başkent Ü. Hukuk Fakültesi
Milletlerarası Hukuk AD Öğretim Üyesi
26 Aralık 2011